2 Ekim 2010 Cumartesi

Masum değiliz ki hiç birimiz...

Cümlelerinin olmayan kelimelerinden korkuyorsun sen, sahip olmadan kaybettiğin sevdandan, oysa kaçtıkça kaybolucaksın, kayboldukça.. Uçuruma kendi kendini sürükleme, daha yararlı bir şey yap.. Uçuruma düşüceğine göğe tırman mesela.. Kaybolma, kaybettir... Her zaman kazanmak zorunda değilsin, bazen kaybet, bırak başarısızlığını konuşsunlar.. Susturma bile kimseyi dönüp bakma ardına, bırak seni konuşsunlar.. İşe yaramazlığını dolasınlar dillerine, çaresizliğine kafa yorsunlar.. Bırak sen yapıcağına onlar yapsınlar.. Bazen sende işe yaramaz birine tutul, bazen anlamsız olsun yaptığın her şey.. kurduğun her cümle.. bırak yaptığın anlamsız şeyleri konuşsunlar.. bırak arkandan küfür kafir atıp tutsunlar.. Sen olmayan hikayeler uydur yine, kayıp zamanların arasından yaşanmayan masallar anlat.. Bırak işlediğin günahları konuşsunlar, kendi yaşadıklarını unutup, hayatının namussuzluğuna sövüp dursunlar, bırak hayatındaki savaş dursun önce, önceki sulh kendinle.. sonra kalemi onlara bırak elinden.. Çünkü, zaten.. Masum değiliz ki hiç birimiz..

2 Aralık 2009 Çarşamba

Anlıyor insan zamanı gelince neden sürekli beklemek zorunda olduğunu,başlayınca bir şeyler çözülmeye öğrenince Tanrının elleriyle bıraktığı işaretleri okumayı...İşte o zaman biliyor insan gerçeken yaşamayı. Anlıyor aslında yaşamanın basit bir şey olduğunu insanların onu zorlaştırmak için çaba harcadığını. Aslında üç beş günlük hayatımızda canınımızı hiç yakmamamız gerektiğini yanmaması değil yakmamak. İnsan kendi canını acıtır çünkü başkası değil kendi yapar bunu. Unutmayı bilmeli önce insan anlamayı bilmeli bilincini yükseltmeli önce kendini benliğini geliştirmeli.. Ancak bunları yaptığı zaman bilir insan gerçekten yaşamayı..

Her şey Tanrının elleriyle yazılmış ne kadar kaderci olmamak istesek de bazı şeylere gücümüzün yetemiyeceğini sadece yetmediğinde anlayabiliyoruz. Oysa bunu bilmeliyiz baştan, çabalamamalıyız değil söylediğim yapmalıyız tabiki mücadeleden yılmadan ama olmadığında isyan olmamalı tepkimiz. Hayatta olan ya da olmayan her şeyin bir nedeni var çünkü önemli olan işaretleri takip edebilmekte. Bir kere başardınız mı takip etmeyi hayat sizi her seferinde gülümsetir bilinç düzeyiniz her seferinde bir daha yükselir. Her şey birbirine bağlıdır çünkü başımıza gelen hiç bir şe tedadüf değildir. Şaşılacak kadar küçük şeyler bile çok büyük olaylara gebedir bazen. Düşünmeliyiz yaşadıklarımız ve hayatımız hakkında bıkmadan yapmalıyız bunu bilinçli bir şekilde. Bunu yapan insanların hayatları mükemmele  yakındır...

13 Kasım 2009 Cuma

Şeytan-Tanrı...

Şeytan şöyle dedi Tanrıya : Ey Tanrı tabi sever seni kulların, şu adam mesela istedi ona ev verdin istedi ona iş verdin, hayatını mükemmel kıldın tabi severler seni al bakalım hepsini yine sevicek mi saygısı kalıcak mı sana?
Bir kere uydu Şeytana Tanrı dedi görelim olacakları, önce evini aldı adamın sonra işini sonra mükemmel hayatını...
Hiç bir şeyi kalmadı adamın şöyle dedi bir gün : Çok şükür Tanrım en azından yaşıyorum nefes alabiliyorum...
Şeytan şaşkın , bakakaldı. Gördün mü dedi Tanrı gördün mü olanları... Tanrı adama aldıklarının mislini verdi geri...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Ne kadar uzun ve yıpratıcı olursa olsun yolu, ne kadar dikenli olursa olsun sevdadan feragat bahçesi
Ellerimizi yakıyorsa dokunduğumuzda teni, bir vazgeçiş başlamalıdır güzseherlerinden
Kayıp zamanlarımızın bulunmaz olduğu yokluk vakitlerinde, ellerimizde kilitli kelepçelerle , her gelmediğinde yeniden ezberlemek cismini
Her dokunamayışımda gözbebeklerine yeniden yazdırıyorum olmayan kaderimi
Bilinmez yarınlara kenetli geçmişimi her unutamayışımda, çığlık atıyor bütün benliğim
Her kayboluşumda sayfaların ardında , yenisi çeviremeyip kapatamadığımda kapağını
Yine isyanlar geliyor olmayan talihimden...
Kayıp, yitik ve karanlık bir çabayla saklanan hüznün
Bir akşam üzeri söğüt ağacının gölgesindeki yalnızlığı gibi, yalanları aklarken gerçek olduğunu unuttuğumuz kelimelerle
Tutsak olduğumuz uzaklara ağlarız sessizce
Soğuk, uykusuz bir gecenin sabahında bulduğumuz cızırdayan radyoda, ne çaldığını anlayamadan çaresizce dinlediğimiz bir kanal gibi
Serseri kelimelerin kaleme ettikleri zulümle yazılan şiirler gibi
Değerini bilemediğimiz gençlik çağlarımızın arkasına saklanmak yaşlanınca
Bu ne gibi bildin mi
Tıpkı seni sevmek gibi, tanımlanamayan bir karmaşayla kendinle kavga eder gibi...

27 Ekim 2009 Salı

Yapamadı...

Haklıydı,oysa bunu anlayamayacak kadar kücüktü
Yanlıstı, doğru olduğunu kim söyleyip kandırmıstı ki insanları
Parlaktı, hiç görmediği tanımadığı bir ışık saçıyordu varlığı
Dayanılmazdı,  ona dogru cekildiğini hissetmek gibiydi 
Yabancıydı, tanımadığın ve bilmediğin bı duyguyla basaçıkmak gibi
Aldatırdı, anlayamaycak kadar çocuk olmana aldırmadan olgun bakışları
Kayıptı, belkide hic bir zaman bulunamamış bir saflıktı adı
Yoktu, aslında hic  olmamıştı sahte bir gerçeklikti yarattığı
Yalnızdı, olmadığını ispat etmek için haykıran kalabalığa rağmen ruhu
Yabaniydi, medeniyetten nasibini hiç almamış gibiydi bir yanı
Haykırdı, anlatamam ki dedi olanları 
Yapamadı, bırakamadı öylece  ardında kalanları...



25 Ekim 2009 Pazar

Karga İle Tilki

Bay karga konmuş bir dala
Koca bir peynir ağzında
Tilki kokuyu almış gelmiş:
Günaydın,sayın karga,demiş;
Bu ne güzellik böyle
Bakmaya doyamıyorum size
Şu tüylere bakın pırıl pırıl;
Sesinizi bilmiyorum nasıl
O da renginiz kadar güzelse
Ne yalan söyleyeyim 
Bu ormanda güzel yoktur üstünüze
Karga bu sözlere bitmiş:
-Şuna bir gak diyeyim de ses görsün demiş;
-Gak der demezpeynir düşmüş tilki yutmuş.
- Kara bayım demiş kargaya, 
Şu sözümü hiç unutma;
Kaptırdığın peynire değer:
Her dalkavuk çıkarı için över 
Yüzüne güler peynirini yer 
Karganın aklı gelmiş başına
İş işten geçtikten sonra


Jean de La Fontaine

5 Eylül 2009 Cumartesi

Ellerinle ördüğün kelimelerimle yıkamadığım...

Aldırmam bana gülüp geçen dalgalara,kanatlarını yüksek sesle çırpan kuşlara. Aldanmam aldatmaya çalışanlara. Kaybolurum bazen dipsiz, zifiri karanlıklarda, çok geçmez çıkarım yine ortaya. Üzülmem artık olmayan çarelerime, üzülmem beni bırakıp gidenlere. Alışırım yalnızlıklarıma, aldırmam acınası bakışlara, içten yakarışlara. Süslü isimler bulurum yine kendime, çekip giderim arada, ama uzun olmaz geri dönüşlerim. Hatırlarım bazen olmayan geçmişimi. Yazılmamış kaderime ağlarım bazen dökülmeyen gözyaşlarımla. Ve bir geminin  
sireninde çınlar Tanrıya yakarışlarım. Kaybettiğim zamanlarda kafamı duvarlarına vuruşlarım. Ellerinle ördüğün kelimelerimle yıkamadığım duvarlarına çarparım her yanıma gelişinde. Karaya vurmuş, mevsimi gelmeden avlanan balıklart gibi olurum her seferinde. Kanarım sana yinede aldanırım bilsem de gelmediğini. Umutlarım var  benim, kimseye  el sürdürmediğim hayallerim. Kışları yakıp evimi ısıttığım ucu ıslak isteklerim. Ve birde meleklerim , ricalarımı ikiletmeyen asla diretmeyen, yanımdan ayırmadığım. İsyanımı,dualara çeviren, yalnızlıklarımı yarınlara. Dönüp bakmam geçmişe üzülmemek için her seferinde. Kaybolur, silinir hatıralarım üzerini olmayan kabuslarımla örttüğümde. Dilerim olur, dilerim olmaz kendimden bilirim çıkmazlarımı. Mutluluklarımı meleklerimden, çaresizliklerimi senden, kaybolmuşluğumu yazılmamış kaderimden...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Bütün Dünya dergisinden bir yazı...

Adam fısıldadı: Tanrım konuş benimle

Ve bir kus cıvıldadı agaçta

Ama adam duymadı

Sonra adam bagırdı:

Tanrım konuş benımle

Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı

Ama adam dinlemedi onu

Adam etrafına bakındı ve

Tanrım senı görmeme izin ver dedi

Ve bır yıldız parladı gökyüzünde

Ama adam farkına varmadı

Ve yüksek sesle haykırdı

Tanrım bana bir mucize goster

Ve bır bebek doğdu bır yerlerde

Ama adam bunu bilmedi

Sonra çaresizlik içinde sızlandı

Dokun bana tanrım ve burada oldugunu anlamamı sağla ne olur

Bir kelebek kondu adamın omzuna

Ve adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı...


 

 

 

 

27 Ağustos 2009 Perşembe

Lacivert gözlü garip bakışlı adam...

Günlerden bir gün kırmızı saçlı cadı öyle sokakta yürürken lacivert gözlü garip bakışlı bir adamla karşılaşmış. Durdurmuş cadıyı adam birden sorgulamaya başlamış:
- Adın ne senin 
* Pardon
-Adın, adın ne?
*Melis de...
-Deli mi sanıyorsun sen kendini
* Nasıl yani ?
- Ne en büyük deliliğin, hiç tren raylarına yattın mı mesela ya da sırt çantanı alıp trenle 72 saat gidip sonra ordan başka yere girmek istedin mi? hiç görünmez oldun mu? kaybettin mi kendini ben yaptım bak gördün mü ben senden deliymişim demekki Peki sen ne yaptın en büyük dedliliğin ne ki deli diyorlar sana
* Fiziksel şeyler bahsettiklerin , benim aklım deli dışardan anlaşılmıyor, risk almıyorum,canıma kastetmedim hiç bu benim deliliğim hem kim demiş bir standartı olduğunu
- Neydi adın senin
* Ya senin?
-Süslü bir isim takmadım ben kendime senin gibi, Yiğit derler bana lakabım yok cismimdir deli olan




İzleyiciler