Ellerimizi yakıyorsa dokunduğumuzda teni, bir vazgeçiş başlamalıdır güzseherlerinden
Kayıp zamanlarımızın bulunmaz olduğu yokluk vakitlerinde, ellerimizde kilitli kelepçelerle , her gelmediğinde yeniden ezberlemek cismini
Her dokunamayışımda gözbebeklerine yeniden yazdırıyorum olmayan kaderimi
Bilinmez yarınlara kenetli geçmişimi her unutamayışımda, çığlık atıyor bütün benliğim
Her kayboluşumda sayfaların ardında , yenisi çeviremeyip kapatamadığımda kapağını
Yine isyanlar geliyor olmayan talihimden...
Kayıp, yitik ve karanlık bir çabayla saklanan hüznün
Bir akşam üzeri söğüt ağacının gölgesindeki yalnızlığı gibi, yalanları aklarken gerçek olduğunu unuttuğumuz kelimelerle
Tutsak olduğumuz uzaklara ağlarız sessizce
Soğuk, uykusuz bir gecenin sabahında bulduğumuz cızırdayan radyoda, ne çaldığını anlayamadan çaresizce dinlediğimiz bir kanal gibi
Serseri kelimelerin kaleme ettikleri zulümle yazılan şiirler gibi
Değerini bilemediğimiz gençlik çağlarımızın arkasına saklanmak yaşlanınca
Bu ne gibi bildin mi
Tıpkı seni sevmek gibi, tanımlanamayan bir karmaşayla kendinle kavga eder gibi...


0 comments:
Yorum Gönder